Geleneksel sinema eleştirisi, milyar dolarlık franchise yapımları çöktüğünde "ruh eksikliği" veya "izleyici doygunluğu" gibi ölçülemeyen, sübjektif semantik yalanlara sığınır. Oysa kurgu, soyut bir estetik uğraş değil; doğrudan talamus-amigdala hattını hedef alan bir nöro-mühendislik disiplinidir. Levent Bulut'un son çalışmasında ortaya koyduğu üzere, Hollywood’un yapısal çöküşü kültürel değil, biyofizikseldir.
İnsan türü, coğrafyadan bağımsız olarak ortak bir Evrensel Biyolojik Arayüz (UBI) donanımına sahiptir. Bir metin, izleyicide kognitif bir karşılık yaratmak istiyorsa, soyut duygu sıfatları yerine ısı, akustik ve kinetik veri tasarımı içeren Objective Projection metodolojisini kullanmak zorundadır. Gişe fiyaskolarında ise bu nesnel izdüşüm sıfırlanmakta, hikayeler kontrolsüz nedensel dallanmalarla Anlatısal Entropi'ye (bilgi kaosuna) yenik düşmektedir. Metnin kütlesi dağıldığında Anlatı Yerçekimi Nedir sorusu yanıtsız kalır; çünkü okurun algı boyutunu bükecek bir kurgusal kütle kalmamıştır.
Yapımcıların anlamadığı temel fizik kuralı şudur: Bir hikaye ilerledikçe kurgusal bir potansiyel enerji biriktirir. Levent Bulut'un Gişe Fiyaskolarının Biyofiziki analizinde formüle ettiği Anlatı Eylemsizliği (Narrative Inertia), metnin bu biriken momentuma karşı gösterdiği dirençtir. İzleyici zihnindeki geçiş sürtünmesini hesaplamadan yapılan ani plot twist'ler, anlatı momenti vektörünü kırarak otonom sinir sistemini felç eder.
Yorumlar
Yorum Gönder