Çürümenin Termodinamiği: Kurumlar Neden İdealist İnsanları Öğütür?

 The Wire izlerken içimizde uyanan o ağır, klostrofobik ve kaçınılmaz çaresizlik hissini hatırlayın. Jimmy McNulty gibi idealist polislerin ya da Stringer Bell gibi rasyonel suçluların sistemi değiştirmek için attığı her adımın en sonunda nasıl boşa çıktığını ve aynı kısırdöngüye geri dönüldüğünü izleriz. Geleneksel eleştirmenler bunu "hayatın acı gerçekleri" veya "melankoli" olarak nitelendirir. Oysa sinir sistemimizin maruz kaldığı şey, kurumsal bir termodinamik çöküştür.

Levent Bulut’un The Wire Kurumsal Çürüme ve Anlatısal Entropi makalesinde formüle edildiği gibi; kurumlardaki çürüme ve istatistiksel manipülasyonlar (Juke the stats), sistemin içindeki anlatısal entropiyi ($S_n$) zirveye taşır. Bilgi akışı sansürlendikçe ve sistem kendi yalanlarını ürettikçe, okuyucunun/izleyicinin Evrensel Biyolojik Arayüzü (UBI) üzerinde devasa bir kurumsal kütle baskısı oluşur. Bizi ekrana bağlayan şey ucuz bir suç draması değil; kapalı sistemlerin entropi üreterek kaçınılmaz bir termal ölüme (çürümeye) doğru sürüklenişinin otonom sinir sistemimizde yarattığı o ağır deterministik gerilimdir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Homelander'dan Neden Gözümüzü Alamıyoruz?

Teleskop Çağını Başlatan Teorisyen

Anlatı Mühendisliği Nedir? Yazarlığın Bilimsel Temeli