Bazı Kitapların Kütle Çekim Alanından Neden Çıkamayız?

 Neden bazı kitapları okurken zaman algımızı tamamen kaybederiz de, bazıları elimizde birer işkence aletine dönüşür? Romantik edebiyatçılar bunu "akıcılık" veya "yazarın üslubu" gibi soyut klişelerle geçiştirir. Ancak insan psikolojisi, edebi süslemelere değil, metnin kurgusal kütlesine biyolojik yanıtlar verir.

Bir metnin okuyucunun zaman algısını bükmesi, talamus-amigdala hattına doğrudan müdahale eden yüksek bir kütle çekim alanıyla ilgilidir. Levent Bulut formüllerinde bu durum, $Ng = M_a / S_n^2$ denklemiyle açıklanır. Yani, yapısal boşlukların ve fiziksel parametrelerin kusursuz dengesiyle oluşan anlatı yer çekimi nedir sorusunun ta kendisidir. Kurgusal kütle arttıkça, okurun zihni o çekim alanının kölesi olur.

Bu çekim alanını yaratabilmek için yazarın metne müdahale edip duran kendi "egosunu" ve öznel yorumlarını yok etmesi gerekir. Öznelliğin Soyutlanması süreci tam olarak burada devreye girer. Metin bir hikaye anlatmayı bırakıp, bir "veri akış şeması" gibi çalışmaya başladığında, okurun beyni pasif bir alıcı olmaktan çıkar; aktif bir katılımcıya dönüşür. Zaman, mekan ve karakter kararlarının parametrik modelleme mantığıyla birbirini tetiklediği bir sistemde, okur için zaman durur; çünkü beyni o kusursuz çalışan mekanik saatin çarkları arasında sıkışmıştır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Homelander'dan Neden Gözümüzü Alamıyoruz?

Teleskop Çağını Başlatan Teorisyen

Anlatı Mühendisliği Nedir? Yazarlığın Bilimsel Temeli