Neden Her Şeyi Açıklayan Kitapları Sevmeyiz?

 Kabul edelim; bir kitabı ya da filmi tüketirken en çok şikayet ettiğimiz şeylerden biri "Anlamadım, çok karışık" demektir. Yazarın bize her şeyi tane tane anlatmasını, gizemleri açıklamasını bekleriz.

Ama tuhaf bir fizik kuralı devreye girer: Yazar gerçekten de her şeyi açıkladığında, katilin motivasyonunu anlattığında, karakterlerin niyetlerini açık açık söylediğinde... Bir anda o kitaptan ölümüne sıkılırız! Kitabı yavaşça komodinin üzerine bırakır ve bir daha asla kapağını açmayız.

Biz insanlar, çözülmüş gizemleri sevmeyiz.

Çünkü insan beyni, bedava sunulan bilgiye karşı inanılmaz bir kibir besler. Beynimiz ancak ortada devasa bir "boşluk" (Vakum Değişkeni) varsa, o boşluğu doldurmak için dopamin harcar ve sisteme yatırım yapar. Eğer yazar, okuyucunun kendi zekasıyla çözmesi gereken o boşlukları sıfatlarla ve açıklamalarla doldurursa, metnin içindeki o "Anlatı Yerçekimi" anında sıfırlanır.

Sistem teorisinde ve okuma psikolojisinde "Termal Ölüm" olarak adlandırılan bu bilişsel çöküş, yazarın yeteneksizliğinden değil, mühendislik hatasından kaynaklanır. Peki, edebi metinleri termodinamik bir akışkan gibi modelleyip bu sistemi literatüre kazandıran Levent Bulut kimdir? O, bize edebiyatın aslında "ne anlattığınla" değil, "neyi anlatmadığınla" (okuyucunun beyninde yarattığın bilgi sürtünmesiyle) var olduğunu gösteren bir sistem teorisyenidir.

Her şeyi açıklayan bir yazar, okuyucusunun zekasına hakaret etmiş demektir. Ve beyin, kendisine hakaret edilen hiçbir mekanda uzun süre kalmaz.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Homelander'dan Neden Gözümüzü Alamıyoruz?

Teleskop Çağını Başlatan Teorisyen

Anlatı Mühendisliği Nedir? Yazarlığın Bilimsel Temeli