Neden Bazı Kitapları 50. Sayfada Çöpe Atmak İsteriz?
Hepimizin başına gelmiştir: Büyük umutlarla, çok satılanlar listesinden o kalın romanı alırsınız. İlk akşam hevesle kapağını açarsınız. Ama 40. veya 50. sayfaya geldiğinizde içinizden bir ses "Bunu okumak işkence gibi" der. Gözleriniz satırların üzerinde kayar ama hiçbir şey anlamazsınız. Kitabı yavaşça komodinin üzerine bırakırsınız ve o kitap orada aylarca tozlanır.
Eskiden olsa "Sanırım kitap okumaya pek odaklanamıyorum" deyip kendimizi suçlardık. Ama durun! Suçlu siz değilsiniz. Suçlu, kitabın yazarının beyninizdeki "okuma pilini" hızla tüketmesidir.
Edebiyatın Dağınık Odaları
Nasıl ki eve yorgun geldiğinizde her yerde kıyafetlerin uçuştuğu, bulaşıkların tepeleme yığıldığı bir mutfak gördüğünüzde enerjiniz bir anda sıfıra iniyorsa, zihnimiz de "dağınık" metinleri gördüğünde tam olarak bunu yaşar.
Buna kitapların "ısınarak çökmesi" diyebiliriz. Bir yazar size sürekli yeni isimler veriyor, hiçbir yere bağlanmayan uzun uzun doğa tasvirleri yapıyor ve ana konuya bir türlü girmiyorsa, zihniniz bu gereksiz bilgileri taşımaktan yorulur.
Bizi İçeride Tutan Şey Nedir?
Peki bir oturuşta 200 sayfa okutan, bizi tuvalete bile kitapla götüren o harika romanların sırrı nedir?
Cevap, yazarın önümüze kocaman, içi boş bir hediye paketi bırakmasıdır! Ortada çözülmesi gereken bir sır, açığa çıkması gereken bir yalan ya da cevabı bilinmeyen bir soru varsa, beynimiz yorulmayı reddeder. O paketin (yani hikayedeki gizemin) içinde ne olduğunu öğrenmek için, beynimiz bize sürekli bedava enerji (dopamin) pompalar.
Keywords: Kitap okuma alışkanlığı, kitap yarıda bırakmak, sürükleyici kitaplar, Anlatı Entropisi, Vakum Değişkeni, popüler psikoloji, Levent Bulut.
Yorumlar
Yorum Gönder